3 Eylül 2009 Perşembe

çıldırış

Bir gün bir kıvırcık gördüm.dokunmak keşfetmek istedim hemen onu.neden bu kadar farklı neden bu kadar sempatik bir şey bu kıvırcık.bir anda her gün rüyalarıma, hayallerime bu kıvırcık girmeye başladı.çıldırmak üzereydim.her gördüğüm kıvırcıkta onun gibi güzelini hacimli bukleler aradım.boşa kürek sallamışım, çıldırmak üzereyim ona yaklaşabilecek güzellikte bir kıvırcık bile bulamadım.
Bütün kıvırcıklara buradan çağrı.
Birleşin ve beni bulun.
Bir şizofrenin tedavisine yardımcı olun.
Yoksa dünya, insanlık çok kötü şeyler yaşayacak.
Engel olun.dünyayı kurtaran adam siz olun!çıldıracağım.

SONSUZ DOSTLARIM


Savruk fikirlerim, düzensiz düzenim
Ama her şeyin düzeleceğine dair
Bitmek bilmez inancım
Hepsi naif inanışlarım sayesinde

Rengi koyu alışkanlıklarım
Dünyanın doyamadığım lezzetleri
Bastırmayı asla beceremediğim heves edişlerim
Sonsuz dostlarım.

Biri gelse beni geriye
ya da her şeyin dışına itse
dostlarımdan vazgeçebilir miyim?
Nesne ve alışma takıntımı
Geride bırakabilir miyim
Kendimden vazgeçebilir miyim?

Yeni açan bir papatyaya bakıp
Keyifle bir ömür onu izlemeye gücüm yetse keşke
Sıkılmaktan sıkılıp
sıkıldığıma sıkılırım ben gene

yuvasında evcil
dışarıda en vahşi en özgür olandım ben
aklımdan başka sığınağım yoktu
ileriye adım atmak her gün tekrarladığım parolamdı

şimdi başını koyacak omuz arayan
hafif dokunuşlarla ürperen ben
durduğu yerde duramazken
evine sarılan ben

ama biliyorum dostlarım hiç bırakmaz beni
ben onları bırakmak istesemde
kördüğüm, körlüğüm, sağırlığım, sıkıntılarım
sanki ben sizden vazgeçebilirmişim gibi.

TUHAF

Kendi zevklerimi başkalarınınkilere benzetme sürekli bir uyum arayışı içinde olmamı anlayamıyorum.insanları kırmak, üzmek istememi anlayabilirim ama onlarla anlaşabilmek, ortak bir nokta tutturmak için fazladan çaba sarf etmem niye?elimde olmadan yapıyorum bunu.evet taşlaşmış bir özellik içimde.karakter aslında tam da böyle bir şey.

Mesela bazıları yağmur yağdıktan sonraki ıslak toprak kokusunu çok sever ve o an geldiğinde duydukları hazdan bahsederler.işte o an, ben nedense hadi ya ne güzel deyip sessiz kalırım.aslında o kesif kokuda nefesim kesilir vücudum gerilir.gene de yanımdaki insanın içindeki o tatlı duygu anını bozmak istemem.

Bir başka ilginç özelliğim ve her zaman ket vurmaya çalışıpta bir türlü başaramadığım; çok yorgun ya da uykusuz olduğum zamanlar en başta kendimi konuşmaya dahi güç bulamazmışım gibi hissetmeme rağmen biraz konuşmaya başlamamla bütün insanları kendime esir etmem.saatlerce aralıksız konuşabiliyorum böyle zamanlarda.hatta sanki bir an durursam o sürekliliği kaybedip gene güçsüz düşecekmişim gibi bir hisse kapılıp konuşmaya sıkı sıkıya sarılıyorum.

Bir de insanlar gece yattıklarında ya hemen uyumayı ya genel sorunları günün nasıl geçirdiği üstüne düşünmeyi tercih eder bense çarşafıma ayak tabanlarımı yaslayıp soğukluğunu keşfetmeyi onu tüketmeyi severim.bu çok tuhaf geldi eminim.

Bu arada Brazzaville insanı dingin bir haldeyken bile daha da dinginleştiriyor.siz de garip huylarınızı Brazzaville dinlerken bir düşünün isterseniz kendinize hoşgörüyle yaklaşmanıza yardımcı olabilir.kolay değil insanın bunları normal bir ruh haliyle itiraf edebilmesi.

27 Mart 2009 Cuma

Bekleyişe bir tanım

Bekleyiş;
Göz pınarlarından aşağı doğru süzülen tek bir damlanın narin ve usulca düşüşü ve yanağında o sıcak damlanın akışını hissetmek.Müthiş bir an ve bu anın bitişini haz duyarak bekleyiş.
Bu ufak süreçte bir sıcaklık kaplar insanın yüzünü ve kalbinin içini.O kadar tatlıdır ki bu sıcaklık
Bazen de tek bir gözden süzülür işte ben tam olarak onun verdiği hissi kastediyorum.
Ufak bir an için hüzünlenmek ama damlanın vücudunu terk ettiği anı bekleyiş ve bekleyişin bitişi kadar bir anı kapsayan minicik bir hüzün.Bir kelebeğin kanadını çırpışı gibi kısa ama bu ana tanık olmak insanı zevkten öldürür.Renk cümbüşünün telaşsız bir şekilde dalgalanışı…anlık bir şeydir bir ve sonrası yoktur sizde bir burukluk yaratır ama sonrası yoktur işte.
Yok mu başka içinizde bu anın kutsallığı beyninde böylesine iz bırakan?

26 Şubat 2009 Perşembe

Hiçkimse

Gezegenler ve yıldızlara dair astronomik olaylara eğilip sırlarından ben de haberdar olmak istiyorum.the man who sold the world eşliğinde gezegenlerin üstünde zıplayıp bazen kendimi boşluğa bırakıp öylece süzüldüğüm bir filmin içinde olmak istiyorum.Ama yok bu gerçek olsun.Var olan benin altında var olmayanı bulmak istiyorum ama zaten o var değilse onu nasıl bulabileceksin diye soracaksınız.Var olmayanları var sanıp onların üstüne kafa patlatıp meselemiz edenler de biz değil miyiz kısacası bu dediğimi şu an kavramakta zorlanmamanız gerek.peki ne olacak onları bulunca? aslında onları bulmakta istemiyorum sadece bulmaya yaklaşmak… yani sonsuza dek sürsün yavaş yavaş.bu aralar nedense her şey yavaş olsun istiyorum yavaşça yapılan zamana yayılarak onun endişesini taşımadan yapılan şeylerden hoşlanıyorum bazen de hiçbir şey yapmamaktan öylece uzanmaktan.Genelde hareketten, efor sarf etmekten hoşlanırken şimdi sessizce durmayı ve 10 metrekare dışına çıkmamayı istiyorum ama eminim bu dönem de geçici, alter egomla konuşamıyorum artık, biyolojik saatim, reflekslerim hiçbiri şu an eskisi gibi değil.Önceden hareket vardı şimdi geriye tahayyülü kaldı.Sanki hasta yatağında zorla usul usul soluk alan herkesin ölümünü beklediği kendi bilincinde yaşayan hasta bir insan gibiyim.Ama tonlarca karaktere sahibim.İçimde biri şimdikini alt edip beni günlerce, aylarca yoracak, beni, bütün enerjimi durmaksızın harcayacak.

Beyin Dalgalarımın Bestesi

Küçükken, mutluyken, çimlere uzanıp gökyüzüne bakıp bulutlardan şekiller yaparken ıslık çalıp daha da neşelenirdim ben.Avuçlarımı çimlere dayayıp okşardım onları ben.

Rayrayrayrayrayray rayrayray ra ra ray

Bir kuzu bir sevimli inek hayal edip onlarla oynardım ben.toprağın kokusu çimle bütünleşip içime dolunca güneşin sıcaklığı tenimi yakınca mayışır kalkamazdım o çimlerden.Hele bir de yanımda bir arkadaşım varsa benimle bulutlardan yarattıklarını paylaşabilecek görmemi sağlamak için bin dereden su getirecek o zaman neşeden ölürdüm ben.

Rayrayrayrayrayray rayrayray ra ra ray

Birden içimi bi enerji kaplar kalkar koşar zıplar zıplar zıplardım ben.-bounding bounding bounding-sonra yavaşlar, kaldırım kenarındaki dar alanda iki elim havada dengemi sağlayarak yürümeye çalışır ondan sıkılınca bisiklete biner hızla sürerdim.saatler saatleri kovalar, türlü oyunlar türlü eğlenceler ta ki hava kararıncaya annem beni eve çağırıncaya kadar.

Rayrayrayrayrayray rayrayray ra ra ray

Üç Noktalarım

En çok kendisini tanır insan ama en uzak olan kendisidir gene
Çelişki dünyanın her yerinde her taşın altında
İnsem derinliklerime beyin dalgalarımda dans etsem
Küçük bir kız çocuğu gibi ritimsiz, savruk
Dönsem dursam kendi eksenim etrafında
Kapasam gözlerimi, arada bir açsam
Renk cümbüşüyle geçsem kendimden
Hoşnut olsam bir an, sadece bunu hissetsem
Sonra karmaşıklaşsa gene hissettiklerim
Uzaklaşsa sadelikten
Karışsa karışsa
Çözemesem gene ben onları
Kendim olsam gene çıksam derinliklerimden
Buraya dönsem burada kalsam
Ama arada bir orayı hayal etsem
Tekrar gitmek istesem gidemesem
Zaman geçse öyle bir geçse ki
Beni de kendimden geçirse
Sonra tekrar gitsem oraya
Bu sefer bir şey ifade etmeyecek bana
Biliyorum, daha da taşlaşacağım ben
Şimdi bile fazlayken daha fazlası olacağım...

Zamanda Sürükleniş

Ahmet karanlık dipsiz bir kuyudan aşağı doğru sebebini, buna sebep olanı bilmeden dipsiz kuyunun dibine doğru yol alır.Önce öldüm, öleceğim derken içinden ağlamak gelir, dibi boyladığı an vücudunun parçalanışı gözünün önüne gelir ve hemen bu düşüncesini örtbas eder.O ölmek istememektedir.Zamanla vücudu yerçekiminin tabi yasasıyla aşağıya doğru büyük bir hız kazanmıştır ve o hala daha dibe doğru büyük bir yolculuk içindedir ve sürüklenmektedir.Zaman geçer, geçer ve bunun bir sonu gelmek bilmez.Ahmet’in ruhu işkence içindedir.Benliğini bulantı alır aniden, artık o dibi boyladığı yüzünün, vücudunun bütün uzuvlarının binlerce parçaya ayrıldığı ve beyninin özellikle de bilincinin aniden yok olduğu anı arzuyla hayal eder ve bilincinde şeytanca bir gülümseme başlar.her şeyi bilinciyle gerçekleştirebiliyordur, çünkü düşüşün etkisi ve hızı bedenini hissetmesini engeller.Artık bir yabancıdır bedeni ona, varsa yoksa bilincidir her şeyi.Ahmet karanlık dipsiz bir kuyuda bilinciyle baş başadır artık ve onu kaybedeceği anı, sonunu özlemle bekler, bekler, bekler….